
Selamün aleyküm ahali, bugün yine beşikten kalkar gibi sallanarak uyandım. Gevşek yiğenimin cırtlak sesini duyarak yatagımdan fırladım, gün artık benim için cehennem gibi başladı
. Aslında bugünlerde düzeliyorum galiba psikopatyazar.com domain adı yerime entellektuelyazar.com diye bir domain mi açsam acaba ?
gitgide o mezhebemi kayıyoruz yoğsam ?
![]()
Merhaba sevgili arkadaşlar, bugün diyarbakır’daki son gecem. Yarın akşam saat 22.00 suların’da Çocukluğumun başkenti Diyarbakır’dan Kars/ Sarıkamış’a doğru yolumuza bakacaz. Bi kaçınızında bildiği gibi sol dizim’den olduğum ameliyattan ötürü 45 günlüğüne hava değişiminden dolayı evime gelmiştim. ve bugün son gün yarın yola çıkıyorum. Yarın bu saatlerde Diyarbakır semalarından ayrılmış olacağım, Ne kadar çabuk geçmiş olsada bu 45 gün dolu dizgin yaşadım aklıma gelen herşeyi yaptım herşeye koştum. (Kapkaç hariç
).
Bunlar dışında blog’umu tekrar açtım Şuan blog’um Türkiye Lokasyon Olduğu için biraz daha hızlı ve daha içim rahat, Kafirlerle uğraşılmıyor. Bunun dışında ne var efendime söliyim, digitalnature’nin yaptığı şuan kullandığım temanın bir kaç görselini değiştirip kendime göre tasarladım tema çok güzel oldu bence herkes beğendide diyecek bişi yok bu konuda sonracıma bu blog’un yeni 2.nci yazarı olan uğur kardeşimi isteği ile kategoriler değişti yeni kategorilerde eklendi. Ve az öncede bahsettiğim blog’un ikinci yazarı Uğur adlı kardeşimde bu saatten sonra www.psikopatyazar.com’un Blogettin yazarlarından biri, Kendisini çok severim elini yüzünü gözünü öper ciğerini söker kafasına sıkar giderim
. Eminimki benim blog’a gösterdiğim ilgiden daha fazla ilgi gösterecektir.
Veeeeee blog hakkında bir mesaj daha. Psikopatyazar.com bugün 3 yaşına girdi. Bugün bizim doğum günümüz Kutlayın Lan
.
Merhaba sevgili arkadaşlar, artık son günlerimin eşiğine dayandım 2-3 gün sonra çocukluğumun başkenti olan Güzelim Diyarbakır’dan Askerlik için ayrılıyorum. Vayy be diyorum bazen kendi kendime yaş oldu 21 arkadaş, Acı kederle doldurduğum bunca yılımı düşünürken hala küçük bir çocuk gibi acı çekerek inleyerek geçirdim kafamı kaldırıpta büyüdümmü acaba diyemedim birtürlü. Ama görünen şuki çocuk değilmişiz meğerse biz 9-10 yıl önce içimizde çocuğu henüz 10-11 yaşındayken hayatın kör kurşunu ile infaz’a kurban vermişiz. Değmezmiş hayatla münakaşaya girip onca güzel günlerimizi harab etmeye, hani derler ya ne kadar’da bu kelimeleri söylesende arkadaş içinden geldiğini yazmiyorsun demiyorsun diye… Hayır ! bu sefer gerçekten içimdeki ölen çocuğun ruhunu dinliyorum boşver artık seni üzenleri ve seni yalnız bırakanları. Onlar seni kendi çıkarları kendi istekleri dışına taşan fikirleri ve nefsi için terketti seni yalnız bıraktı, Seni bir hiç ve piç yerine koydu ! Kim var şimdi ? kim kaldı geriye hiç kimse kalmadı geriye herkes ayrılıyor kendi yoluna birer birer savrularak, birer birer sana kazık sokarak ! Ben bu dünya denilen siktiri boktan çarkı arkadan fırlamış pisliklerle dolu gezegen’de hertürlü haltı gördüm yaşadım yaşım 21 ama ruhum 50 yaşında diyebilme kıvamına gelmiş bir insanım.
Bana göre
Arkadaş diye birşey yoktur, arkadaş beyninizdir gereken yerlerde o sizi yönlendirir o sizi sevindirecek şeyleri kurgular gerekmediği yerde ise kendi düşünceleriniz ile neyin doğru neyin yanlış olduğunun kanaatine varınca hissetmektir. Bir diğer benim için arkadaşın tanımı ise arkadaş cebindeki para miktarıdır cebinde bozuk para kadar arkadaşın kağıt para kadar uzun dilli bir o kadar’da pisliktir. Arkadaş diye birşey yoktur bende sadece kardeş olarak bildiğim ve yerine koyduğum şahıslar’dır sevdiklerim. Arkadaş kelimesi bana çok saçma geldiği için pek bişi yazamayacağım.
Aile dünyanın en güzel yapı taşıdır fakat aklım hep piçliğe çalıştığı için çocukluğumu anamın dizine kafamı koyarak saçımın oynanmasına fırsat veremem, benim şuanki aile özlemimi tekrar arama eskiye dönme şansımın fırsat verilmemesine işarettir. Ailemin bile varlığımdan şüphe duymasını sonrada kaybettiğim onca yılın bir blog sayfasında bir konu olarak anlatılması ne kadar üzücü ve utanç verici olduğunu şuan yazdığım yazıda belirterek anlatiyorum. Abimle bile daha yeni yeni yüz göz olan bir insanım bir abim varmı dert ortağı olimmi diye hiç aklıma sokamadığım aile sıcaklığı gibi. Yada siz hiç babasızlık nedir bilirmisiniz ? Babanızı daha küçükken kaybetmek ve hemen ölümünün ardından, onlarca sorunla karşılaşan ailemin dertleri yüzünden beynimin artık yerinden fırlaması ve şizofrenik bir insanın duyguları ile aynı kıvamda olup aynı şeyleri taşıdığımı bilir misiniz siz ? Daha baba kelimesini yeni kavramışken babanızın aniden hayattan gitmesini ve bidaha dönmeyeceğini o yaşta kafanıza girmesini bile bile yaşamayı bilirmisiniz ? Bilirmisiniz lan her bayramı evimde otururak normal bir günmüş gibi geçirdiğimi. Bir bayram gününde ufacıkken daha toyken bir babanın çocuğa sarılmasını çocuğun baba demesiyle içimdeki yarayı yıllarca şuan bile yaşarken bunun gibi görüntüleri bir çocuk gibi ağladığımı bilirmisiniz siz ? Nerden bileceksiniz ki ? Siz anca başınızın götünüzün açıkkenki size bakan insanların sizin hakkınızda güzelmi çirkin mi ? yada erkekler içinde acaba şu emo tarzı saçım yakıştımı yada bende ortama ayak uydurim. Eve gitmiyim arkadaşlarla kızlarla takiliyim geceleri o bar senin bu bar benim diyip içip içip götü kaybetmeyi bilirsiniz siz.. Sizler götünüz kalktığında kendini bir bok sandığınızda baş örtülü ananızdan bıyıklı sakallı babanızdan utanan mini etekli – küpeli yawşak erkeklerden başka hiç bir hal değilsiniz. Evet aferin size kendinizi bi bok sanınca böyle olmaya devam edin çünkü gerçekten boktan başka bişi değilsiniz.
Şimdi annenize babanıza sarılın ve onları doyaca koklayın sarılın çünkü birşeyi kaybettiğimizde değerini anlarız ve Allah’tan son bir şans isteriz. Ama siz kimsinizki ona ne hakkınız olacakki artık hiç bir hakkınız öyle bir lüksünüz yok koca bir hiçsiniz.
Sevmek benim bu hayattaki en acı ve en büyük gerçeklerimden biriydi sevdim ama birtürlü sevilmedim şahısdan yana..
Sevmeyin kardeşlerim bok etmeyin gençliğinizi geri çekilin yanmayın ben gibi yanmayın. Örtmeyin üstünüzü bu sevgi aşk denilen yalan boktan şeyle. Neden bu sözleri söylüyorum neden canım acıyor kimse biliyor mu ? duyuyormusunuz yada sessiz çığlıklarımı ? kulaklarınız çınlıyormu ? neden böyleyim biliyormusunuz ki sizlerin hiç bir gece ansızın hıçkırıklar içinde kabus görmüş gibi uyandığınız oldumu? yine uykusuz kaldığınız zamanın herhangi bir diliminde zemheri ayazında yalın ayak pencereye balkona çıkıp yıldızları izlerken elinizde çakmak ve 20 sarılı nikotinle ağziniza aldiğiniz sigarayi öldüresiye içinize çekerken hayalini kurduğunuz o yalan umutlarınıza kahkahalar attınız mı demir parmaklıktaki akıl hastaları gibi ? Sizler her yağmur yağdığında görür görmez dışarıya çatı katına fırladığınız oldumu altında ıslanarak tüm engellere karşı ? sizler soğuk kış gecelerinde onu düşünerek yaşadınız mı hiç yeniden baharı ? gecenin herhangi bir saatinde tüm herşeye rağmen içinde yarım kalmış bir umutla geçmişle avunduğunuz oldu mu hiç geleceğe aldırmadan? Sizlere diyorum sizlere hiç yaşamınızın avuçlarınızın arasından kayıp giderken yaşadınız mı yeniden o günleri ?
O istemesede o ne kadar zıt gitsede üstüne üstüne kendinizi köpek edip kahrını çekip sırf seviyorsunuz diye her saniye dahada bağlandınızmı ona son ana kadar ?
Bunları yapmadıysanız etrafa har vurup harman savurarak bağırarak bana aşığım ben onu seviyorum demeyin !
Ben onsuz yaşayamam demeyin ! Yaşarsınız
Bakın mesela ben.. dün’e kadar onlarca intihar çeşidini kurgulayıp denemeye kalkan geberemeyen ben hala yaşıyorum hayata sevdigime ve sevdigim insanların bana yapdiği bu işkenceye rağmen..
Can yücel’in harika bir şiir’ini sizlerle paylaşmak istiyorum bu yazının sonunda.. Daha fazla yazamayacam bunalıma girdim çünkü (=
Allaha emanet olun..
_________________________________________
O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…
Can YÜCEL
İşte yine gidiyorsun
Yine hiç birşeye aldırmayıp koşuyorsun o yola
Her bir adımında umutlarıma basıp ezip ezip gidiyorsun
Tekrar gideceğini bile bile senle olan ben
Beynim’de isyan ateşi tutuşturup
Dilim’den firar eden sözlerle
Sana ait son mısralarımı tutukluyorum gecenin bir vakti
Mapushane bahçesinde bir özgürlük çiçeğiyim elinde
Kopar beni en nefretle dolup taşan damarımdan
İstekle istediğim ve hiç olmayan günlüğümün
Hiç bir zaman yazmayıp sadece beyazlığına baktığım sayfaya
O her duyuşumda beynimden vurulmuşa döndüğüm ismin beliriverdi.
Bak bak sevdiğim demekki benimki bir heves değilmiş
Oysa senden beklediğim ufacık bir nefes iken.
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.
Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.
Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.
Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! …
Aşk sancıları içerisinde kıvranmak
Ne olduğu belirsiz duygunun dermanını aramak
Aramak olmuş çaresiz duygulara tercüman
Sevda ateşinde yanıp küllerimi inadına savurmak
Yakmak yakmak değilmi saçma ifadeler içerisinde bir bedeni
Öldürmek küstürmek tüm duygulara karşı benliğini
Sövmek hayatın en lanet kurallarına
En zıkkım en haddini bilmez kelimelerle
Sevmek seni yaaarr.
Sevmek öldürür beni yar seni sevmek adamda yara bırakır yar.
Bende bıraktığı eni boyu belli olmayan yara gibi
Kör ve Piç bir merminin arkadan vurduğu gibi
Çok acıttı canımı pis yıktı benliğimi
Yordun gençliğimi kırdın hayal bardağımı
Beni bende yarım bıraktın yar
Yıktın beni yaktın beni yar…
